Serious eLearning Manifesto

Katıldığım toplantılarda E-learning ile ilgili konuşmaya başladığımda içeriklerin sıkıcı olmasından başlayıp, hedeflerin ilgisizliğine değinip, kişisellikten yoksun olmasından çıkarım. Bu söylediklerim genelde karşı tarafa manasız gelir. Çözüm önerileri isteyenlerle dakikalarca konuşmaya devam ederim ya da hazırladığım dokümanlardan bazılarını paylaşırım. Çoğunlukla da boşa kürek çektiğimi hissederim. Dünyada adı bilinen dört kişi sağolsunlar beni bu dertten az da olsa kurtarıyorlar. Bu dört kişi oturmuşlar bir manifesto hazırlamışlar:

Serious eLearning Manifesto

eLearning Manifesto Image

Sitede hemen aşağıda destekleyici prensipler altında madde madde detayları bulunabilir. Çevirip buraya koymak istemedim, orijinalinden okunmasını tercih ediyorum.

Sıkıcı e-learning’e tepki niteliğinde. Her ne kadar nihai çözüm olmasa da başlangıç noktası olarak değerlendirilebilir. En azından bu sektöre yeni giren kişiler, önde gelen firmaların kataloglarını referans almak yerine, böyle maddeler var bir araştıralım şeklinde düşünebilirler. Ya da ben öyle umud ediyorum.

Tabi bu manifestoya tepkiler de yok değil. Bütçemiz kısıtlıdan başlayıp, kısa sürede içerik üretmemiz gerekiyora uzanan şikayetler. Haksız da sayılmazlar, çünkü esasında bu şikayetler strateji yoksunluğuna dayanıyor. Strateji oluşturmak da yönetimin desteğine uzanıyor. Bu zincirin delik deşik olması beraberinde bugünkü durumu getiriyor.

Son olarak imza kısmı da koymuşlar. 90’lardan ziyaretçi defteri esintisi verse de isminizin bulunmasını isteyebilirsiniz.

ADL TLA – Competency Networks Ağustos 2014 Güncelleme

Daha önce ADL’in TLA vizyonu hakkında kısa bir yazı yayınlamış ve Competency Networks hakkında bir yol haritası dahi yok demiştim. Geçtiğimiz günlerde ADL’in bu konuda bazı girişimlerde bulunduğunu öğrendim. Bu bağlantıdan hazırladıkları demonun videosuna ulaşabilirsiniz(‘open link’e tıkladğınızda video açılacaktır). Adres IP tabanlı olduğu ve değişme ihtimali bulunduğu için direk bağlantıyı koymuyorum.

Yaptıkları şey kısaca: Kişilerin belirli konulardaki deneyimlerini xAPI aracılığıyla yakalayarak; MedBiquitous denen kurumun hazırladığı standartlardaki yetkinliklere bağlamak. Bunu Competency Networks adına atılmış bir adım olarak gördüm ve hemen kendileriyle iletişime geçtim. Tom Creighton(demoyu hazırlayan kişi) bana oldukça uzun ve açıklayıcı bir cevap döndü. Ben mailimde InLoc ve statement’ın context kısmının kullanımıyla ilgili sorular sormuştum. Cevabı ve çalışmalarını özetleyecek olursam:

MedBiquitous’un framework’ünün nasıl çalıştığını ve TLA ile nasıl geçineceğini görmek adına bu çalışmayı başlattıklarından bahsetti. Daha önce bu kurumla çalışmış olmaları seçimlerinde etkili olmuş, ancak adı üstünde bunlar demo ve teknik olarak son kararlar değilmiş. Zaten kendisi de spesifik bir framework seçmek yerine genel bir yapı kurarak istenilen standarta geçilmesi taraftarı olduklarını belirtti. inLoc’un çalışma listelerinde olduğunu söyleyerek önümüzdeki aylarda gelişmeleri paylaşacağını iletti.

Context kısmında ise, kısaca, statement’ların yetkinliklerle direk ilgisi olmadığı için ve aslında bir yerlerden de başlamak adına yetkinliklerin ID’lerinin bu kısımda saklandığını iletti. Diğer önerilere açık olduğunu ve daha çok kişinin bu konular üzerine çalışmasıyla en uygun çözümün bulunacağını da ekledi.

Önümüzdeki aylarda TLA ile ilgili gelişmelerin olacağını tekrar belirtti ve çalışmalara katılmam konusunda beni cesaretlendirdi. Ben de gerçekleştireceğim somut projelerle bu alanda katkıda bulunmaya istekliyim. Bu tarz vizyonlarla e-learning’e kalıcı çözümler sunabileceğimizi umuyorum.

Open Source LRS -> Learning Locker

Learning Locker Logo

Experience API(diğer adıyla Tin Can API)’yi adapte etmek için LRS ihtiyacının farkındasınız ancak LMS sağlayıcınız LRS desteği sunmuyor ya da ticari ürünler çok mu pahalı geliyor? Kendi LRS’inizi geliştirme riskine girmek istemiyor ya da müşterilerinizde LRS bulunmuyor mu? Ücretsiz ve ağrısız(tamam biraz sancı yapıyor) çözüm ayağınıza geldi: Learning Locker. Kendileri open source olmakla birlikte kar amacı güden bir firmanın desteğine sahip. Kısacası aktif olarak geliştiricileri bulunuyor. Şu anda biraz erken dönemleri ve hemen her gün yeni bir sorun(issue) giriliyor. Ancak aktif olarak geliştirildiği için er geç bir çözüm sunuluyor.

Küçük de olsa bir topluluğa da sahipler ve ilgili Google group‘tan yazışmalarda bulunuyorlar. Buradaki başlıklara göz atıp sorularınıza cevap bulabilir ya da yeni konu açabilirsiniz. Ayrıca dokümantasyonu da yavaş yavaş oluşturuyorlar; ileriki dönemlerde birçok sorunun cevabı burada yer alacaktır.

Son olarak çoklu dil desteğine sahip olduğunu ve kendimce Türkçe çevirisini yaptığımı da belirtmek istiyorum. Kendimce diyorum çünkü profesyonel bir çevirmen değilim ve bazı terimlerde oldukça zorlandım. Bu konuda destek gerçekten çok faydalı olacaktır. Örneğin Dashboard’un Türkçesini resmen uydurdum. WordPress’te ‘Başlangıç’ olarak girilmiş ancak pek mantıklı gelmedi. ‘Kontrol Paneli’ de yazmak istemedim ve sonuç olarak ‘Gösterge Paneli’ yazdım ama içime hiç sinmedi. Türkçe kullanan kişilerden düzeltmelerin gelmesini beklemekteyim kısacası.

Kurulum konusunda destek almak istediğinizde bana ulaşabilirsiniz.

E-Learning ve Kişiye Özel İçerikler

E-learning neden hakettiği saygıyı ya da yatırımı görmüyor? Cevabı şu şekilde açıklamak istiyorum: İşin içinde bir elektronik öğe varsa büyük vaatleri olması gerekir. Bir sorunu çözmesi, günlük hayatta çok zor olan işleri kolaylaştırması ya da hiç yapılamayacak olanları gerçekleştirmesi gibi. Evet günlük hayatta yapılması maliyetli olan işleri ucuza indirgemesi bir gerçek ama temel sorun bunu herkesi aynı görerek yapması. Yani sadece gerçek durumu sanallaştırmaya odaklanması. Peki ya öğrenme farklılıkları? Ön bilgi düzeylerindeki farklar? Hedeflerin farklı olması? Elektronik bir sistem neden bunu çözemez ya da çözmeye odaklanmaz?

İşte problem burada yatıyor. Karar mercileri e-learning’te sadece birkaç animasyon ya da özenle hazırlanmış grafik görüyor ki muhtemelen bu içerikleri daha genç bir ekip kendileri gibi bir kitleye göre hazırlamıştı. Bunun yerine, muhtemelen o konuda uzman olan bu kişi, onun için anlamsız olan içerik yerine örneğin o alandaki son gelişmeleri ya da pozisyonuna göre muhtemel bir iş fırsatını görse emin olun karar sürecine çok daha faydalı olacaktır. Mevcut yaklaşımdaki içerikler, odaklandığı konuyla ilgili malumat aktarım materyali olmaktan öteye gidememektedir. İçerik ne kadar simülasyon tarzında olursa olsun bizim profilimize göre kendini ayarlayamadıkça etkinliği düşecektir. O halde elektronik sistemlerin bize özel içerik sunmasını beklemek hayalcilik değil zorunluluk olmaktadır.

Peki ya oyunlarda durum nedir? Ben kişisel olarak oyun yaklaşımını savunsam da burada da durum değişmiyor. Yani içerik daha eğlenceli ve ilgi çekici olsa da yapısını değiştiremedikçe ve bize özel hedefler sunmadıkça pek fark yaratmış olmayacaktır.

Toparlamak gerekirse, bir içeriği açtığımızda bize özel hazırlandığını hissetmeliyiz. Bu içerik bir tutorial, bir uygulama materyali (drill), sınav, video olabilir. Hatta hepsinin birleşiminden hazırlanmış bir prgram da olabilir. Özellikle büyük çaplı bir program hazırlandığında kişiye özellik durumu daha da önem kazanmaktadır. Zira 10 parçalık bir programda 4 parça kişiye hitap etmiyor ve bunları zorla alıyorsa bu program o kişi için zulümden öteye gitmeyecektir. Akabinde de bu kişinin e-learning’i sevmesini beklemek hayalcilik olacaktır.

Peki çözüm önerilerin nedir derseniz; adını sık sık andığım ADL kurumunun çizdiği TLA(Training and Learning Architecture) vizyonu ve bunun üzerine inşa edilen PAL(Personal Assistant for Learning) ile birlikte daha gelişmiş ve akıllı öğretim sistemlerine(Intelligent Tutoring Systems) yönelik hazırlanmış GIFT(Generalized Intelligent Framework for Tutoring) framework’üne yönelmek olarak sıralayabilirim. Bunlardan TLA ile ilgili kısa bir yazı yayınlamıştım. PAL daha çok gelecekteki son ürün ya da vizyon olarak adlandırılabilir. Henüz çok erken dönemlerinde, ancak gelişimini takip etmekte fayda var.

Gift ise benim de yeni yeni araştırdığım bir çerçeve. Sadece kişinin hedefleri ve yetkinlikleri üzerine içeriğin kendini ayarlaması değil; duygusal durum, ruhsal hal, davranışlar, ilgi alanları, bilişsel durumu, öğrenme stilleri vb. girdilerle birlikte, belirli pedagojik stratejilere dayanarak bir sonraki hamlenin ne olduğuna karar verme meknaizması olarak özetlenebilir. Yani ‘x yetkinliği kişide mevcut y yi sun’a ek olarak ‘x yetkinliği mevcut ancak y yetkinliğine hazır değil z ye geç’ demek gibi düşünülebilir. Tabi basitleştirmeye çalışırken yanlış anlaşılmalara yol açabilirim. Orijinal metinlerinden ayrıntılı bilgi almanızı tavsiye ederim. Veyahut:

Bu çerçevelerle ilgili ayrıntılı konuşmak ya da kafanızdaki muhtemel projeleri hayata geçirmek için benimle iletişime geçebilirsiniz.

PacMan ve Büyük Şirketler – Hepimiz Dropbox Olalım

Çoğu zaman söylediğim gibi büyük şirketler geleceğimizi şekillendiriyorlar. Bunu yeni teknolojiler geliştirerek, yatırım yaparak çoğu zaman da ya başkalarını kopyalayarak ya da yeni oyuncuları direk satın alarak yapıyorlar. En tepedekilere bakarsanız da yeni, ama başarı potansiyeli yüksek firmaları satın alma oranlarının çok yüksek olduğunu görürsünüz. Klasik atari oyunu (esasında Namco oyunu ancak eskiden konsollara atari denirdi) pacman’a oldukça benziyor. Öncelikle pacman’i hatırlayalım. Aşağıdaki resimde oyunun bir ekran görüntüsünü görüyorsunuz:

pacman

Şimdi oyun öğelerini endüstri öğeleriyle eşleştirelim:

Pacman -> Büyük şirket
Küçük noktalar (pellets) -> Küçük firmalar ya da yeni teknolojiler
Hayaletler -> Onu kovalayan rakipleri
Güç noktaları (power pellets) -> Tutmuş bir teknoloji / ürün / ya da satın aldığı firma
Güç noktasını yiyince olanlar -> Büyük şirketin rakiplerini kovalamaya başlaması. Bu Iphone-Samsung davası, ya da firmanın satın aldığı servisle rakibin pazarına girip ondan pay alması gibi bir durum olabilir.

Burada olmayan bir öğe DropBox’ın yaptıkları. Ancak bu oyuncuya geçmeden önce günümüz girişimcileriyle ilgili ufak bir paragraf yazmak istiyorum:

Girişimcilere baktığımızda, ki bu dünyanın her yerinde aynı, ‘bir proje geliştireyim; onu birkaç milyon dolara satayım; erken emekliliğimi ilan edeyim’ tarzında bir genel görüş söz konusu. Evet çok kabaca ifade ettim ama inanın benzer düşünceler aynı kapıya çıkıyor. Tabi illa ulvi bir amaç gütsünler, insanlığa faydaları olsun demiyorum. Yani kişi kafaya bir konu takmıştır onunla ilgili güzel bir servis geliştirmiştir, iş yapış şekillerini oldukça kolaylaştırmıştır, ama baktığınızda temel ihtiyaçlarımızdan birisini çözmemiştir. Örnekle açıklayacak olursam: Bir mühendis inşaat için malzeme sağlanmasında bir alet geliştirmiştir ama bunu fakirlere ucuz ev sağlanması adına değil de havuzlu villaların daha çabuk yapabilmesi için geliştirilmiştir. Keşke bakış açısı herkesin ev sahibi olabilmesi üzerine olsa, ancak böyle değil diye de bu kişiyi ayıplayacak değilim. Benim ayıpladığım ya da böyle olmasın dediğim bu fikri hemen büyük bir firmaya satıp köşeyi dönme girişimi. Çünkü bu fikri büyük firmaya sattığında, zaten yozlaşmış olan yapı bunu para odaklı çarklara alet edecektir. Ancak henüz saf (kirlenmemiş anlamında) olan kişi bunu kendi adına kullansa, fikri insanlık adına faydalı hale getirme düşüncesine evrilebilir. Mutlaka böyle olur demiyorum, ihtimali diğer yoldan daha yüksek diyorum.

Şimdi Dropbox’a gelecek olursak, bu girişim Apple tarafından satın alınmak istendi[1] [2] [3]. Ancak reddettiler ve kendi yollarına devam ettiler. Çeşitli yerlerden yatırım aldılar[4]. Yakın zamanda hikayenin tamamı açıklandı[5] ve Steve Jobs’ın bu red sonrası Dropbox’ı ‘öldürmek’ istediği ortaya çıktı.

Yani Pacman’a baktığımızda yenen bir nokta olmayı reddettikleri için hayalete dönüştüler ve Steve Jobs onları bir güç noktası yiyerek(iCloud ama bu servis pek tutmadı) bitirmek istedi. Dropbox’ın yaptığı takdire şayan. Evet benzeri kahramanlıkların tutmadığını, sonrasında keşke 1 milyon dolara satsaydım diyenleri de görüyoruz. Ancak bugün yaptıkları işlerle ‘gerçek’ anlamda, insanların her yerden dosyalarına erişme sıkıntısına, çözüm ürettiklerini görüyoruz. Apple’ın elinde bu servis oyuncağa dönecekti ve daha çok ‘iProduct’ satma materyaline dönüşecekti.

Tüm girişimcilerin de bu cesarette olmasını ve ‘hayat şartları’ ‘ailevi durumlar’ vs. laflarıyla kendilerini kandırmamalarını temenni ediyorum. Böyle olduğunda efendim yok kapitalist firmalar, yok global güçler bizimle oynuyor masallarını dinlemek zorunda kalmayız, ve geleceğimizi istediğimiz şekilde yönlendirebiliriz diyerek bir başka hayalle yazımı noktalıyorum.

1 – http://www.businessinsider.com/heres-the-gossip-on-apples-800-million-offer-for-one-sexy-silicon-valley-startup-dropbox-2011-9
2 – http://www.cultofmac.com/124556/dropbox-refused-nine-digit-offer-from-steve-jobs-and-apple-report/
3- http://www.forbes.com/sites/victoriabarret/2011/10/18/dropbox-the-inside-story-of-techs-hottest-startup/
4 – http://techcrunch.com/2013/11/20/dropbox-rival-box-is-raising-100m-in-new-funding-at-a-2b-valuation/
5 – http://www.itbusiness.ca/blog/steve-jobs-vowed-to-kill-dropbox-with-icloud/44881

MOOC ve E-Learning’in Keşfi – Turkcell.com.tr Akademi Üzerinden İnceleme

Son yıllarda yayılan trendlerden birisi de Mooc (Massive Open Online Course). Her yeni büyük şey (next big thing) de olduğu gibi bunda da aşırı değer yükleme söz konusu. İnsanlar bir anda e-learning’i keşfetti ve büyük potansiyel gördü. Aslında keşfettikleri şey sadece birkaç videonun dizilip ücretsiz olarak paylaşılması idi. Tabi bunu başlatanlardan birisi Harvard ve bu kurumdan ders alabilme ihtimali söz konusu olunca ilgi daha da büyüdü. İlk girişimcilerden birisi hayatıma inanamıyorum demiş. Çünkü bu ilgiyi beklemedikleri için katıldıkları ulusal konferanslar, TED konuşmaları onlar için büyük olay olmuş.

Her dikkat çekici olay (hype) da olduğu gibi bu konuda da bloglar, makaleler yazıldı. Hatta büyük çaplı girişimler oluşturuldu, Know It All bunlardan birisi. Iphone temiz su sağlamadı ama Harvard gibi kurumlar sağolsunlar ücretsiz eğitim imkanı sundular. Zuckerberg de bir an önce internet.org’u hayata geçirirse Afrikalı çocuklar temiz su bulma robotu yapmayı öğrenecekler. Birkaç hayır sever de robot malzemelerini sağladı mı tamamdır.

Peki bu olaya neden bu kadar kafayı taktın derseniz de yıllardır bu işin olması gerektiği şekli anlatmaya çalışıyorum, büyük çaplı da bir proje üzerinde çalışıyorum ve E-Learning’in bu şekilde yayılması beni çok mutlu etmiyor. Çünkü büyük firmalar da böyle üzerinde konuşulan projelere yatırım yapıyor, bakınız Turkcell.com.tr Akademi. Değer verdiğim bir profesyonel bugün bana lansmanı olduğunu söyledi. Hemen inceledim, tahmin ettiğim gibi videoları dizip eğitim adı altında sunmuşlar. Hakkını yemeyelim içeriklerin kaliteleri yukarılarda. Zaten Turkcell’den de bu beklenirdi. Peki ya hedefler nerede, ne öğrendim ya da bir şey öğrendim mi? Roaming’in tanıtımında ‘Seyahate mi çıktınız? Peki, şimdi sevdiklerinizle nasıl iletişim kuracaksınız? Aklınızdaki bu bilmeceyi çözen ve kesintisiz iletişim sağlayan uluslararası Roaming uygulama akışının işleyişi…’ şeklinde bir cümle var. Site aşırı derecede pazarlama kokuyor. Tamam kaliteli videolar, insanların işine yarayacak malumatlar (information) var, ancak bilgiye (knowledge) dönüşecek bir uygulama göremiyorum. Bir kaç kez izleyip ezberleyebilirsiniz ama beyniniz malumatlar yığınına dönüşmekten öteye gidemeyecektir. Sonrasında buradan edindiğim bilgilerle bir şeyler yapayım, kariyerim yürüsün gitsin şeklinde hayallere dalmayın. Ben işe alımda yetkili olsam ‘Turkcell.com.tr Akademi videolarını izledim işe hazırım’ diye gelen kişiyi: Biz sizi aramayız, diğer ilanlara bakın şeklinde gönderirim. Tabi ki RPG oyunuma bir göz atması tavsiyesiyle. Profesyoneller şanslı ki Turkcell onların aklını okuyor, ve sonuçta kimsenin benim gibi düşünmediğini bilerek böyle yatırımlara girişiyor. Teşekkürler Turkcell (ama işler güçlerli reklamların bomba, defalarca izledim, hakkını burada da yiyemem).

Best of eLearning DemoFest 2013 Webinar

ELearning Guild, her yıl, Dev Learn katılımcılarının en iyi ürünlerini sergilediği Demo Fest adılı bir organizasyon düzenliyor:

Demo Fest

2013’ün katılımcıları arasından en iyileri aşağıdaki bağlantıdaki video’dan izlenebilir. Site içine yerleştirmeye izin vermedikleri için sadece link paylaşabiliyorum:

video_icon

Tamamını izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle takvimle sahneler arası geçiş yapılması ve ekran görüntülerinin navigasyon butonu olarak kullanılması benim çok hoşuma gitti. İlk fırsatta bunlardan ‘esinlenmeyi‘ planlıyorum.

Gelecek Üzerine Denemeler – 1

Kendimi tam olarak bir fütürist olarak görmüyorum. Bu alanda onlarca kitap okumadım. Seminerlere, eğitimlere, toplantılara katılmadım. 2020’de şu olacak 2050’de bu olacak diye senaryolar üretmeyi de sevmiyorum. Ancak gelecek üzerine düşünmeyi seviyorum ve bazı denemeler yazmak istedim. Bu serinin amacı budur.

İlk olarak bilim kurguda, gelecek senaryolarında ya da tahminlerinde yapılan en büyük yanlışı, yakın geçmişin projeksiyonuyla o günlerde yaşanan gelişmelerin birleştirilmesi olarak görüyorum. Yani tabletler hızla yayılırken çekilen bilimkurgu filmlerde her yerde tablet olması gibi. Ya da geçtiğimiz yıl tablet satışı desktop/laptop satışını geçtiği için 10 yıl içinde laptop diye bir şey kalmayacağını düşünmek gibi. Öncelikle tabletin çok geleceği olduğunu düşünmüyorum. Evet eğlence amaçlı güzel bir cihaz ancak iş dünyasında yer bulması çok zor. Temel nedeni de kullanıcı etkileşimi. Yani fare-klavye yerine dokunularak kullanılması. Tabi yapılan yanlışa benim de düşmemem adına fare-klavye yerine geçebilecek etkileşim şekillerini biraz düşündüm[1]. Örneğin şu anda yazdığım yazıyı ses tanıma sistemiyle yapabilirdim. Ancak düzenlemek işkence olurdu. Fareyle hemen iki üst satırı seçip onu alt satıra taşıyıp iki kelimeyi silip yerine bambaşka bir ifade koyarak, anlamı değiştirebiliyorum. Sonrasında paragrafı tekrar okuduğumda üçüncü cümlenin anlamı kalmadığını anlayarak onu hızlıca seçip silebiliyorum. Bunları sesle yapabileceğimiz bir sistem geliştirilse bile ikinci cümleyi sil, birinci cümlenin başına beşinci cümleyi getir; dördüncü kelimeyi sil yerine ‘abc’ kelimesini yaz demek kulağa pek pratik gelmiyor. Peki bunun yerine ne olabilir diye düşününce, daha önce de bir yerlerde gördüğüm ve Stephen Hawking’ten de esinlenerek, göz takip sistemi gibi bir şeyler düşündüm. Gerçi Stephen Hawking yanağıyla kelime seçimlerini yapıyor ama etkin bir şekilde sistemi kullanıyor, göz takibi olsa daha da etkin olacağına inanıyorum.

Böyle bir sistemle örneğin şu anda kitaplığımda bulunan bir kitabın yazarını bulmak istediğimde onun qr kodunu tabletimin ya da telefonumun kamerasıyla çekmek yerine gözümle odaklandığımda tavanımda bulunan bir sensör gözümü takip etse ve yazarı ara dediğimde kitabı seçip, yazarını bulup onunla ilgili sonuçları duvarıma yansıtsa, tablete ne gerek kalacak? Yani her yere tabletle gitmeme, onu elimde taşımama ne gerek olacak?

Tabi bu kadar uçmadan, tablete katlanır klavye eklense, tabletin kendisi de kıvrılabilir ekrandan oluşsa denebilir, ama tableti değil laptopu cebe sığdırmaya çalışmak olur bu işlem. Ben tamamen farklı etkileşim şekillerinden bahsediyorum. Bugünlerde aklımıza gelmeyen ya da çok pratik olacağını düşünmediğimiz sistemler.

Bu yazdıklarımdan tableti kafaya taktığım düşünülebilir. Bugünlerde konuşulan başka bir teknolojiye gelelim: 3D printerlar. Nerdeyse bütün teknoloji bloglarında bunlarla ilgili yazılar ve geleceğimizi nasıl değiştireceği üzerine senaryolar bulunuyor. Eminim çekilecek bilimkurgu filmlerinde her evde bir 3D printer bulunur ya da bunun üzerine bir senaryo bile yazılabilir. Aynı şey google glass için de geçerli, sürücüsüz araçlar için de. Yani üzerine çok yazılıp çizilen, yeni büyük şey (next big thing) olarak adlandırılan her şeyin hemen geleceğimizi değiştireceği üzerinde durulmasına karşıyım. Evet geleceğimizi bazı büyük firmalar şekillendiriyor, ve bu tarz teknolojilerde potansiyel görüp yatırım yapacaklarını ve bizlere ‘zorla’ satacaklarını düşünebiliriz. Bu şekilde geleceğimizi nasıl şekillendirdikleri tartışılır. Steve Jobs yaşam tarzımızı değiştirdi ama ne için? Kendisi zengin olurken biz onun esiri olduk. Yani iPhone’lar statü aracı olmuş durumda başka da bir şey değil. Dünya barışı mı geldi? Herkese yemek ya da temiz su mu sağlandı? Fütüristler derneğinin manifestosu bunun üzerinde duruyor. Yani geleceği güzel şekillendirmekten bahsediyor. Her ne kadar Microsoft’tan Coca-Cola’ya, Türk Telekom’dan Intel’e büyük firmaların temsilcilerinin olması pek ümit vaad etmese de manifestolarının düzgün hazırlanmış olması hiç yoktan iyidir dedirtiyor. Bunu bir çok vakıfta gönüllü faaliyetlerde bulunmuş ve iç yüzlerini görmüş birisi olarak söylüyorum. Tema da büyük firmaların çevreye verdikleri zararları örtmek için kuruldu, McDonald’s Çocuk Vakfı da obez hale getirdiği nesilden günah çıkartmak için. Microsoft, Coca-Cola ya da benzeri firmalar da geleceği güzelce şekillendiriyoruz adı altında daha çok satış yapmaya odaklanmış olabilir. Ah kapitalist firmalar ah -> bu cümleyi Windows 8.1’de Intel işlemciyle yazdım. Kabul onların esiriyiz ama onların sağladığı imkanlarla yeni iş fırsatları yaratıp dünyamızı şekillendiriyoruz. Belki de hepimiz birer fütürist olup bu firmaların yanında bizler de geleceği şekillendirmeliyiz şeklinde bir temenniyle bu yazımı noktalıyorum.

1. Yazar burada geçtiğimiz 15-20 yılda bilgisayarların iş dünyasında her yere girmesinin ve iş yapış şekillerini etkilemesinin gelecek tahmininde kendini etkilememesi gerektiğinden bahsetmektedir. Yani son 15 yılda klavye kullandık diye bundan 25 yıl sonra da klavye kullanacağız diye bir şey yok demeye getiriyor ve fare-klavyeyi aklına getirmeden farklı arayüzler üzerine düşünmeye girişiyor. Ancak bunu günlük işleri düşünerek yapıyor. Belki 25 yıl sonra kitabın yazarını aramak gibi bir derdimiz olmayacak. Bir sonraki düşünce şeklinde bunu aklında bulundurmasını tavsiye ediyoruz.

MYK – Yetenek Yönetimi

Yetenek yönetimindeki en büyük sorunlardan birisi yetkinliklerin tanımlanmasıdır. Ben belirli yetkinlik otoritelerinin var olması ve yetkinliklerin bu otoritelerle işbirliği ile belirlenmesi gerektiğini savunuyorum. Bu bağlamda, doğal olarak, büyük çaplı bir çalışma yürütülmesi gerekiyor. Daha doğrusu gerekiyordu. Zira Mesleki Yeterlilik Kurumu altında bu çalışmanın zaten yürütüldüğünü İz TV’de izlediğim bir kamu spotundan öğrendim. Yapılan çalışmalar ‘Ulusal Yeterlilikler’ ve ‘Ulusal Meslek Standartları’ adı altında dokümante edilmiş. Kurumun sitesinden ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Aşağıda kamu spotunu izleyebilirsiniz. Hem prodüksiyon hem de içerik açısından oldukça başarılı:

Çalışmalar profesyonelce ve belirli bir metodolojiyle dokümante edildiği için inLoc‘a adapte edilmesi de çok zor olmayacaktır. Yapılması gereken hem myk’nın çalışmalarını takip etmek hem de olabildiğince çok yerde bu standartları kullanmaya çalışmak olacaktır. Bu şekilde yapılan bu çalışmalar hem boşa gitmeyecek hem de gerekli geri dönüş sağlanarak gittikçe daha iyilerinin çıkması sağlanacaktır.

E-Öğrenmeye Çözüm Önerileri – ADL TLA

E-öğrenme’nin bugün geldiğimiz noktada kurumlara, daha da önemlisi bireylere fazlaca faydası olduğunu söylemek hayalcilik olacaktır. Herkesin bildiği konulara girip ahkam kesmek yerine çözüm odaklı olmaya çalışacağım. Öncelikle sorunları tanımlayalım:

Benim görüşlerime göre hedeflerin net olmaması, yetkinlik yönetimi yapılmaması, eğitim çıktılarının analiz edilmemesi ve içeriklerin ilgi çekici olmaması öncelikli sorunlar. Bunlardan içerikle ilgili olmayan kısımlara belirli standartlar çerçevesinde sistematik çözümler sunulması gerektiğini savunuyorum.

Eğitim ile ilgili standartları belirleyen birden fazla kurum var. Bunların öne çıkanları ADL ve AICC. Benim odak noktam ADL ve mevcut vizyonları. Bu vizyonu TLA olarak adlandırmaktalar ve 4 temel bileşen üzerine konumlandırmışlar. Bu bileşenleri aşağıdaki şemada görebilirsiniz:

TLA_Quad_Transparent

Vizyonun ete kemiğe bürünen ilk bileşeni Experience Tracking. Bunu herkes Tin Can API ya da yeni adıyla Experience API (xAPI) olarak biliyor. Çoğunlukla da yeni SCORM olarak adlandırılmakta. Aslında teknik açıdan böyle bir indirgeme yapıldığında büyük resme bakmadan küçük çıkarımlara ulaşılmakta. Bir kesim e-öğrenmede devrim olarak adlandırırken diğer kesim tam çözüm üretmeyen bir bileşen olarak yaklaşmakta. Aslında ikinci grup kısmen doğru düşünüyor, çünkü xAPI tek başına bir çözüm olarak üretilmedi. Her ne kadar 2010’da ilk tanıtımları yeni nesil SCORM olarak yapılsa da büyük bir tasarımın parçası olduğu atlanıyor.

Ancak büyük resme bakmak da sorunu çözmüyor. Zira en önemli bileşenler olan Learner Profiles ve Competency Networks hakkında bir yol haritası dahi bulunmuyor. Bu nedenle de uzun vadeli çıkarımlar yapmak henüz mümkün değil. Ancak başka kurumlara baktığımızda inLOC gibi bazı girişimler göze çarpıyor. Böylece ADL’in vizyonunu tamamlamasını beklemeden hazır bileşenlerle bir çözüm üretmek mümkün. Hatta inLoc yöneticisi Simon Grant tarafından sunulmuş mevcut bir öneri bulunmakta. Üzerine çok çalışma yapılmamış olsa da takip etmekte fayda var.

AICC’ye gelecek olursak, onların çalışmaları tamamen yeni nesil AICC standardı üzerine. Yani TLA benzeri bir vizyonları yok. Hatta yeni nesil standartları(CMI5 olarak adlandırılmakta) xAPI ile benzer özellikler taşıdığı için ADL ile ortak çalışma kararı aldılar. Kişisel olarak tercih etmesem de AICC de takip edilebilir.

Toparlayacak olursak, belirlediğim sorunlara en uygun model ADL’in TLA mimarisi. Bu modelin bileşenleri ve gelişimi takip edilerek mümkün olduğu kadar adapte edilmeli. Ayrıca dışarıdan katılıma açık oldukları için yaşanılan sorunlar geri bildirim olarak iletilerek gelişimlerine katkıda bulunulmalı.